İki üç haftadır Seattle, Seattle diye saydırıp duruyorum, artık sıradaki şarkı serime bir Seattle grubu konuk etmek farzdır üzerime! Bu yeşil vilayetimizden çıkan meşhur müzisyenlerin uzun listesi Jimi Hendrix ile başlasa da, Seattle ruhunu yansıtan ve şehrin simgesi olan müzik akımı grunge oldu! Biraz punk, bir tutam heavy metal derken alternatif rock’ın bir dalı olarak tanımlandı grunge...
Her daim yağmurlu Seattle’ın biraz depresif, hatta bazen agresif havası müziğe de yansımış. Şarkılar bazen bireyci, içe dönük ve umursamaz, bazen de toplumsal duyarlılığa ve sorumlu bir duruşa sahip. Seattle’ın 1850’lerden itibaren ahşap ve kalaslarla inşa edilmesinden mütevellit, grunge gruplar için oduncu gömlek giymek racondandır.

Pearl Jam şürekası: Grunge yapacağım diyorsan, oduncu gömlek giyeceksin arkadaş!
Grunge akımı denilince akla ilk gelen grup Nirvana’dır. Kurt Cobain, müziği, tarzı, hayatı ve ölümü ile uzun yıllar müzik dünyasını meşgul etmiş ve haklı bir ün kazanmıştır. Ama ben bugün köşemize en az Nirvana kadar başarılı, ama daha az medyatik ve sağlam duruşlu bir grubu konuk edeceğim; Pearl Jam, ve olağanüstü şarkısı Jeremy!
Pearl Jam, grubun söz yazarı, solisti, biraz da gitaristi olan Eddie Vedder’in büyük karizmasıyla sürüklediği yüce bir grup. Eddie, şöhret budalası olmayan, tutarlı ve sorumlu bir dünya görüşünü koruyan, konser bilet fiyatlarının çok yüksek olmaması için müzik şirketleri ve organizatörlerle papaz olan, Danimarka konserinde ölen hayranları için ağlayan bir müzisyen abimiz.
Tabii bu özelliklere çok güçlü, davudi bir bariton sesi ve etkileyici, karizmatik bir duruşu da eklemek gerek. Belki de Seattle’in “yerli”si olmasından kaynaklanıyordur bu durum (anne tarafından Kızılderili kanı varmış abimizde). Hele ki deli bakan gözlerini de size diktiyse Eddie’nin yörüngesinden kaçmak zordur...
Eddie’nin deli bakışlarını görebileceğiniz en iyi kaynak, grubun muhteşem şarkısı Jeremy’nin video klibi. Jeremy, Pearl Jam’in ilk albümü olan “Ten”in en iyi parçalarından biri. Konu açılmışken, “Ten” albümü grubun hem en büyük başarısı, hem de bir anlamda şanssızlığı... Müzik piyasasına öyle muhetşem bir albümle çıktılar ki, çıtayı çok yukarı çektiler ve sonraki albümleri ister istemez hep “ten” ile karşılaştırıldı, ve bence hiçbir zaman ilk albümlerini geçemedi. İzleyen yıllarda da çok iyi parçalar yapsalar da, Pearl Jam’in (inci reçeli) “inci”si benim için “ten”dir...

Bu albümde yer alan Jeremy, gerçek bir olaya dayanan hikayesi ile insanı bam telinden yakalayan bir şarkıdır. Gerçek olay, Texas’ta bir lisede okuyan Jeremy Wade Delle’nin trajik hikayesidir. Arkadaşları tarafından son derece sessiz, hüzünlü ve içine kapalı olarak tanımlanan Jeremy, bir sabah derse biraz gecikir ve öğretmeni geç kabul kağıdı almasını ister. Jeremy sınıftan dışarı çıkar, az sonra elinde bir magnum tabanca ile geri döner, “Hocam, işte gerekeni getirdim” diyerek namluyu ağzına sokar ve...
Şarkıya ilham veren bir diğer benzer hikaye de, Eddie’nin okuldan hatırladığı, ve hatta kavga ettiği bir diğer hırttır. Hatta şarkıdaki şu dizeler, içindeki canavar uyandırılan sorunlu çocuğumuzdan Eddie’nin yediği dayağı anlatır:
Clearly I remember pickin' on the boy
seemed a harmless little fuck
but we unleashed a lion
gnashed his teeth and bit the recess lady's breast
how could I forget?
and he hit me with a surprise left
my jaw left hurtin', ooh, dropped wide open
just like the day, oh, like the day I heard
Şarkıda gerçek hayattaki Jeremy’nin hikayesi ile Eddie’nin okul hatıralarının bir karışımını dinleriz. İkisinin de sonucu, aile ve toplumca dışlanmış, ilgi görmemiş bireylerin sonu şiddete (kendine veya başkasına şiddet) varabilen tepkileri... Modern hayatın, kalabalıklaşan şehirlerde zayıflayan insani ilişkilerin, her zaman acelesi olan ve birbirine zaman ayıramayan bireylerin, güçlünün zayıfı acımadan ezdiği sistemin bir sonucu olarak gençlerin içine düştüğü yalnızlığı ve çaresizliği izleriz.
İzleriz demişken, şarkıyı mümkünse muhteşem video klibi eşliğinde dinlemenizi tavsiye ederim! Az önce değindiğim Eddie’nin deli bakışları ile birlikte çok hazin ve dokunaklı bir hikayeyi beş dakika içine sıkıştırılmış bir senaryoda izleyin lütfen:
http://www.dailymotion.com/video/xq5u6_pearl-jam-jeremy_music
Video, Pearl Jam’in şarkıları için uyarladıkları “ceremi” kardeşimizin görsel betimlemesiyle başlar. Daha ilk saniyeden içine kapanıklığı ve zengin iç dünyasını fark ederiz:
at home, drawing pictures of mountain tops, with him on top
lemon yellow sun, arms raised in a V
the dead lay in pools of maroon below
Ceremi, kendi içinde bir krallık kurmuş ve hükümranlığını ilan etmiştir. Ama bu iç dünya zenginliğinin bir sebebi de, ne yazık ki, içine düştüğü yalnızlık ve iletişimsizliktir.
daddy didn't give attention
to the fact that mommy didn't care
king jeremy the wicked, oh, ruled his world
Anne oğluyla ilgilenmemektedir, ve baba da olan biteni umursamamaktadır. Jeremy kendi kabuğuna çekilmiş, bu lanetli krallığında hüküm sürmektedir. İç dünyası zengin, ama çekingen ve mutsuz bir genç olarak başına gelebilecek en kötü şey de gerçekleşmiştir; okulda alay konusudur. Gerçek arkadaşı yoktur, zaten arkadaşlıklar sahtedir, tek gerçek olan kendisiyle dalga geçilmesidir. Video klibin ortalarına doğru anne babanın kendi kavgaları arasında çocuklarını artık fark bile edemediklerini görürüz ve ceremi için yokuş aşağı yuvarlanış başlar...
Klip, hızla değişen görüntüler ve patlayan flaşlar, güçlü ışık ve gölgelerle insanı “rahatsız” ederek ilerler. Bu rahatsızlığı Eddie’nin deli bakışları da körükler. Klip boyunca Eddie (bir sahne hariç) izleyicinin gözüne bakmaz; sanki ceremi’nin başına gelenlerde tüm toplumun suçu vardır ve o da kendi payından utanmaktadır.
Yönetmen, hızla akıp giden görüntüler arasına bilinç altımızı mutsuz sona hazırlayacak kelime ve kavramları serpiştirir. Birkaç saniyede bir gözünüzün önünden “jeremy, genesis, bored, ignored, harmless, child, disturb, problem, numb, because I say so, erase” ve sonunda “the unclean spirit entered” kelimeleri geçer. Bu sırada şarkının temposu yükselir, gerilim zirveye yaklaşırken Eddie “Jeremy spoke in class today” nakaratını tekrarlayarak, asıl büyük şovun okulda yaşanacağı ipucunu verir.
Bu arada müziği es geçmemek gerek... dolu dolu gitarlar, davulların hızlanan ritmi, Eddie’nin vokalindeki iniş çıkışlar ve “final” sahnesine doğru dinleyiciyi hipnotize eden (tabiri caizse) bir ulumaya başlaması tüylerinizi diken diken eder. Bizim ceremi gerçek hikayedeki Jeremy gibi sınıfa girer, ve konuşmaya, yani kendini ifade etmeye karar verir.
TV’lerde gösterilen klipte sansür edilmiş olsa da, silahını çıkarır, yüzünde son derece mutlu, sakin ve kendine güvenen bir ifadeyle kafasına sıkar. Ama TV’lerdeki klipte biz kafasına sıktığını ve beyninin dağıldığını göremeyiz, bir sonraki sahne üstleri başları kan içinde kalmış, yüzlerine korku ve şaşkınlık ifadeleri yapışmış çocuklardır.
Bu aşamada birçok izleyici cereminin sınıfta birkaç çocuğu zımbaladığını düşünmüş. Ama bilenler biliyor ki, ceremi kendini en iyi olduğunu sandığı biçimde ifade etmiş ve kafatasını dağıtmıştır. “Jeremy spoke in class today” mısrasından kastedilen, silahını konuşturduğudur; çünkü “onlar” en iyi bu dilden anlar.
try to forget this...try to forget this...
try to erase this...try to erase this...
from the blackboard...
mısralarında kastedilen, zavallı cereminin kanının sınıftaki tahtadan silinmesidir!
Beş buçuk dakikalık klip bittiğinde koltuğunuza çivilenmişsinizdir. İçinde bir ruh yaşatan herhangi bir insan evladının bu klipten etkilenmemesi, tüylerinin ürpermemesi, nefesinin daralmaması olanaksızdır. Hele ki bir çocuğunuz varsa, hemen eve gidip ona sarılmak, “nasılsın evladım, anlat bakalım, bir derdin var mı” demek için kendinizi tutamazsınız.
Klibin ne kadar etkileyici olduğunu sadece ben söylemiyorum; MTV de söylüyor. Nitekim, “Jeremy”nin video klibi 1993 MTV müzik ödüllerinde tam dört ödül birden (yılın en iyi klibi dahil olmak üzere) kazanmıştır. Ve hatta video klibin şarkının da önüne geçmesi yüzünden, Pearl Jam bir daha şarkılarına şaşalı klip çekmeme kararı vermiştir.
Tabii klip çeşitli çevrelerden farklı tepkiler de almış. Kimileri, çocukları intihara ve şiddete teşvik ettiğini öne sürmüşler. Eddie, klip hakkında yaptığı açıklamalarda, verilmek istenen mesajın mutlaka yaşamaya devam etmek olduğunu ileri sürmüş. Klip, aynı görüntüyle başlıyor ve bitiyor; yani, sen intihar etsen de kimse seni ırgalamıyor ve gazetede küçük bir haber olmaktan öte gidemiyorsun. Tam intihar öncesi klipte beliren “3:30 in the afternoon, an affluent suburb, 64 degrees and cloudy” yazıları, senin kendini ifade edişinin, gazetelerde bir istatistikten öte geçmeyeceğini anlatıyor. Ve bu yüzden, Eddie diyor ki, yaşama sarılın ve kendinizi yaşayarak ifade edin!
Jeremy benim için hep özel bir şarkı olmuştur. Duyduğum yerde kulak kesilirim, kendimi Eddie’nin insanı sarmalayan sesine bırakırım. Aklıma kazınmış, gözümün önünden gitmeyen bir sahnedir; askere gideceğim yılın son yaz tatilinde, bir sahil beldemizde kumsala masa atmış bir barda oturmuştuk. Güzel bir içki söyledim, yakamozlara bakarak ilk yudumumu alacağım sırada müzik setinden Jeremy çalmaya başladı. Tam da “ulan, Ankara’ya döneceğiz, sonra askere gideceğiz” ruh halini yaşarken o beş dakikalık “ceremi” kürü o kadar iyi geldi ki... Şarkı içime doldu, kulaklarımdan taştı, omuriliğim cızırdadı...
Sonra askerde Murat Çavuş ile tanıştım. Murat Çavuşum, askere gelmeden Sony Müzik Türkiye’nin direktörüymüş. Teslim olmadan önceki son görevlerinden birisi de şirketinin en önde gelen gruplarından birisinin Türkiye konseri esnasında grup üyelerine İstanbul’da eşlik etmekmiş.
Pearl Jam İstanbul'da, Üsküdar motorunda... Eddie'nin kafasında (yanılmıyorsam) Beşiktaş yazan bir bere! Çarşı grunge'a karşı!
Tahmin edersiniz, o grup Pearl Jam, bahse konu olay Türkiye’deki tek konserleri olan 1996 konseri ve Murat Çavuşum Eddie ile boğaz keyfi yapmış! Bize de oturup çavuşumla keyifli bir Pearl Jam muhabbeti yapmak kaldı sadece... Lafı açılmışken, müzikal askerlik günlerim için bakınız:


2 comments:
Seattle yazılarından sonra ben de grunge odaklı bir yazı bekliyordum sizden...ve bilmem inanır mısınız, deselerdi ki Onur Ataoğlu seattle müziği üzerine yazmış,odak noktası kesin Pearl Jam olur derdim;neden bilmiyorum.
Merhaba "dreamer",
Yorumun için çok teşekkürler. Müziksever biri olarak Seattle yazı dizisini grunge'sız bırakamazdım! Pearl Jam tahminin çok ilginç, öyle düşünmene sevindim. Ben de, Nirvana'yı da seviyor olmama rağmen, gönlüm Pearl Jam'a kaydı.
Bir de Seattle'lı Queensryche var ki, hastasıyım, o da çok aklımda kaldı! Ama onlar grunge yapmıyor, o yüzden ileride bir gün yazabilirim...
Yorum Gönder