Kayıtlar

Dekadanstan Yüksek Kadansa

Resim
Vahşi sıcaklarla kavrulduğumuz bir yaz mevsiminin sonuna geldiğimiz şu günlerin velespit bir muhasebesini yapayım istedim. Sıcaklara ek olarak pandemi gündemi yüzünden evden dışarı çıkamadık, pencereleri açıp cereyan yapmasını sağlayarak evde oturduk. Niye cereyan yapmak derler bilemiyorum, evdeki hava akımından elektrik üretip yenilenebilir (ama yenilemez) enerji ile sürdürülebilir hayata katkı yapmamız mı gerekiyordu? Neyse efendim, yazın evde otururken 2021 bisiklet sezonunun nefis yarışları ile teselli buldum. Bisiklet yarışı seyrederken ne seyrettiğimi hatırlatmam gerekirse; https://onurataoglu.blogspot. com/2018/06/bisiklet-yars- seyrederken-ne-seyrederiz.html Elin adamı Ağustos sıcağında  bisiklet üzerinde 250 kilometre yol alıyor da gıkı çıkmıyor; ben salondan mutfağa gitmek için parmağımı kıpırdatamıyorum. Neyse ki pencerelerarası cereyandan aldığım pozitif enerji ile ayağa kalkıyor, üzerime hafif bir şeyler alıp soğuk bir drink hazırlıyorum. Dallas sayesinde 40 yıl önce günlü

Gerçek Din Bu da Değil

Resim
Malumunuz, gün geçmiyor ki gündemimize neyi yemenin caiz/helal/haram/mekruh olduğu, abdesti ve orucu neyin bozacağı, kiminle evlenilebileceği ve benzeri hususlarda bir tartışma düşmesin. Kimine göre tartışılacak bir husus yoktur, din tektir, her şey bellidir, hüküm verilmiştir. Kimine göre de din yaşayan ve evrilen bir olgudur, zaten bu yüzden ortaya değişik mezhepler (fıkhi/ameli veya itikadi) çıkmıştır, yorumlanabilir, ve hatta güncellenebilir. Şimdi, bu gibi tartışmaların sonu genelde karakolda bittiğinden bu mevzuya bodoslama dalmayacağım. Zaten isteyen bu konulardaki zrilyonlarca kitaba, dokümana, web sitesine, kerameti kendinden menkul hocalara danışabilir. Ölümlü ve nihayetinde sorgulanacak bir insan olarak oruçluyken anüsten içeri sızan suyun hesabını nasıl verebileceği gece uykularını kaçırabilir. Bu kişinin kendi sorunu. (Kısa bir parantez açayım; özellikle mezhepsel tartışmaların %99,99’unun ameli mezhepler ve uygulamalar üzerinden yürümesi, itikadi - inancın özü- mezhep

Pazara Gideliiiim

Resim
Pazara gideliiiim/ Bir (X) alalıııııım/ Pazara giiidip bir (X) aaaalıp naaapaaaalıııım?  Happuru huppuru happuru hupprur yiyelim/yemeyelim Benim kuşağımdan olup da ilköğretim yıllarında bu şarkının travmasını yaşamayan, kişiliğinde kalıcı iz bırakmayan, halen etkisinden kurtulamayıp diline dolanan kaç kişi vardır acaba? Ülkenin içinde bulunduğu durum, çocukluğunda bu şarkıyla büyüyen neslin şu an önemli yerlerde olması ile açıklanabilir mi? Basit bir çocuk şarkısı deyip geçmeyin, bilinçaltımızda yer etmiş bir müziko-psikolojik vakadan söz ediyorum… Ayı alalım, geyik alalım... Önce eserimizi hatırlamakta fayda var; ilkokul müzik derslerinde öğretmeniniz bu şarkıyı illaki size de öğretmiştir. İlk örnekleri kendisi vermiştir; (X) değişkeninin yerini öncelikle “tavuk” alır ve son mısra “yiyelim” şeklinde, happuru huppuru nakaratında ağızlar şapırdatılarak geçilir. İkinci örnek (nedense) tilki olur. Genç dimağlar şarkının absürdlüğünün verdiği şaşkınlıkla pazarda tilki satılmasını garipseme