Fayların Kırılganlığında Uygarlık

Bazı arkadaşlarım iyi bilir, okuduğum kitaplar ve seyrettiğim filmlerle dünya tarihinin gidişatına yön verebilecek bir lanete sahibim. Şimdiye kadar öylesine tesadüflerle sarsıldım ki, kötücül güçlerimden korkar oldum... Bir iki örnek vermem gerekirse, Brokeback Mountain filmini seyredişimin ertesi günü başroldeki yüce Joker Heath Ledger'in ölüm haberini aldım. Jung Chang'ın Çin yakın tarihini anlattığı muhteşem kitabı "The Wild Swans"ı bitirişimin ertesi günü, kitabın büyük bölümünün geçtiği Sichuan eyaletinde meydana gelen korkunç depremde yaklaşık 70.000 kişi hayatını kaybetti.

İki gece önce de BBC'nin harika belgeseli "How Earth Made Us"ı seyrediyordum. Belgesel, coğrafya, iklim ve jeolojinin, insanlığın uygarlık tarihini nasıl şekillendirdiğine dair olağanüstü bir yapım; mutlaka seyredilmesini tavsiye ederim. Belgeseli hazırlayıp sunan genç ve fırlama İskoç Profesörü Iain Stewart'in ağır aksanıyla "earth" kelimesini "iyıırthhh" diye telafuz etmesini dinlemek için bile izlemeye değer!

Neyse efendim, konumuza dönecek olursak, iki gün önce belgeselin "deep earth", yani "derin dünya" bölümünü seyrettim. "Derin devlet" benzeri bir "derin dünya"nın varlığını öğrenmek ilginç oldu tabii; programda bütün büyük uygarlıkların tarih boyunca nasıl olup da fay hatları boyunca kurulmuş olduğu çok ilginç örneklerle açıklanıyordu. Birçok büyük uygarlığın deprem, yanardağ, tsunami ve benzeri felaketlerle tarih sahnesinden silindiğini biliriz ve "şehir kuracak başka yer mi yoktu kardeşim" deriz ya; gerçekten de şehir kuracak başka yer yokmuş ve fay hatları aynı anda hem yaşamın ve uygarlığın, hem de ölümün hattıymış.

Programda dünya üzerindeki "çağdaş" diyebileceğimiz ilk uygarlıklardan, Girit adasında kurulmuş, Bronz çağında hüküm sürmüş Minoan'lar tanıtıldı. Minoanlar, Yunan ve Roma uygarlıklarından daha önce su ve kanalizasyon sistemlerinin, sarayların, agoraların, tiyatro ve spor alanlarının inşa edildiği bir uygarlık yaratmışlar. Bakır ve kalaydan bronz elde edildiği bu çağda yakın yörelerden bakırı getirtmişler. Kalay biraz daha zor bulunuyormuş ve bu madene ulaşmak için kalayca zengin çook uzaklardaki bir adaya kadar gitmişler. O zamanlar için uygarlıktan nasibini almamış bu adaya daha sonraları "Britanya" denmiş. Bin yıllar sonra dünyanın en büyük sömürgecisi olacak Britanya, bronz çağında tabiri caizse "sömürülmüş".




Aynı zamanda "labirent" adıyla bilinen, Girit adasındaki Knossos şehrinde bulunan Minoan sarayı

Minoanlar dünyanın ilk küreselleşen uygarlığı olmuş; stratejik konumu sayesinde bakır ve kalay ticaretini tamamen ele geçirmişler. Elde ettikleri güç ve zenginlikle olağanüstü fresklerle süslü saraylar, villalar inşa etmişler, bir çeşit boğa güreşi de dahil olmak üzere çeşitli spor karşılaşmaları organize etmişler, sosyal ilişkileri güçlü bir toplum oluşturmuşlar.

Ancak, Iain abimiz Minoan uygarlığının insanlık tarihine tartışmasız en büyük katkısını şöyle özetledi: haftada bir tatil günü! Ben de kendisine yüzde yüz katılıyorum; eğer Giritli büyük büyük dedelerimizin uygarlığı birkaç yüz yıl daha sürse, belki de şimdi haftanın dört veya beş günü tatil olabilirdi! Hay bin kalay!

Peki, dünyada tatili icat eden bu yüce uygarlık nasıl çökmüş? Programın ana fikrine dönecek olursak; her büyük uygarlık bir fay hattı kenarında kurulmuş ve bu fay hattının nimetlerinden yararlanmış (örneğin, yer yüzeyine çok yakın maden ve mineraller). Ama tabii ki sonları da fay hattının kıpraşmasıyla belirlenmiş. Bundan yaklaşık 3500 yıl önce, Girit'in 100 km. kuzeyinde yer alan Thera adasında (günümüzün Santorini adası) meydana gelen korkunç bir volkanik patlama, öncelikle Minoan uygarlığının Thera adasındaki liman şehri Akrotiri'yi yok etmiş. Ardından, yanardağın çok büyük bir kütlesinin denize çökmesi sonucunda devasa tsunami dalgaları meydana gelmiş ve Girit'in kuzey kıyısındaki tüm Minoan şehirlerini yutmuş.



Uzaydan Santorini adasının manzarası...Her haliyle patlamaya hazır olduğu belli değil mi?

Minoan uygarlığının sırf bir tsunami ile yok olup olmadığı halen tartışılıyor. Ama bu büyük afet sonrası çok zayıflayan Minoanlar, Yunanistan'da palazlanmaya başlayan Mikenler tarafından kolayca alt edilmiş. Günümüzde kafaları kurcalayan batık kıta Atlantis efsanesinin Santorini ve Girit'te göçmüş olan Minoan uygarlığı olduğu kuvvetle tahmin ediliyor.

Şimdi dönelim yazının başına... Binlerce yıl önce meydana gelen bu gelişmelerle, benim bu detayları iki gece önce seyrettiğim bir belgeselden öğrenmiş olmamın üzerimdeki lanet ile ne ilgisi var? Şu ilgisi var; bugünkü gazetelerde, son günlerde Ege Denizinde meydana gelen sismik faaliyetlerin Santorini'de uyuyan yanardağ ile ilgili olduğuna dair güçlü bulgulara rastlandığı haberlerini okudum. Yunan jeologlar, Santorini adasının kabuğu altında "aşırı kabaran bir kek misali" faaliyete rastlandığını söylüyorlar.

Umarım okuduklarım ve izlediklerimle bağlantılı lanetim bu kez gerçekleşmez ve henüz görme fırsatı bulamadığım Santorini adasında bir yanardağ felaketi yaşanmaz. Birileri benim bu afet potansiyelimi keşfedecek olursa, tarih sahnesinden bir an önce silinmem için hakkımda ferman çıkartacaklar, ondan korkuyorum artık!



San Andreas fay hattı ile Kaliforniya'daki şehirlerin konumuna bakın; maaşallah cuk oturmuş bir lineer regresyon misali...

Seyrettiğim belgeselin sonuna gelecek olursam, ABD'de bir grup ekonomistin yaptığı çok ilginç bir çalışmadan bahsetmem gerek. San Andreas fayı boyunca uzanan ve başka yere taşınmaya hiç niyeti olmayan Kaliforniya eyaleti üzerine bir fayda/maliyet analizi yapılmış. Fayda ve maliyetler, zengin Kaliforniya eyaletinin fay üzerinde bulunmasıyla doğrudan ilgili faydalar ve maliyetler olarak ölçülmüş. Örneğin, Kaliforniya'nın fay hattında bulunması sayesinde faydalandığı petrol, altın ve diğer madenler, su kaynakları, verimli topraklar ve turizme yansıyan doğal güzelliklerin ekonomiye yıllık getirisi parasal bir değer olarak hesaplanmış. Ardından, Kaliforniya'nın yüz yılda bir çok yıkıcı bir deprem yaşayarak yerle bir olmasının parasal değeri ortaya konmuş. Sonuç; faydalar maliyetlerin tam 25 katı.

Hesaplamaya girmeyen tek faktör, depremde ölen insan hayatının parasal değeri. Yani insana bir değer vermezseniz, ki kapitalist sistemin pek bir değer verdiği söylenemez, Kaliforniya'nın fay hattı üzerinde kurulmasının fayda maliyet oranı 25! Hadi, depremde ölen kişi başına 10 milyon dolar falan koyun, bu oran inse inse yirmiye iner... Finansal açıdan müthiş bir oran: Ey kaliforniya halkı, oturun oturduğunuz yerde!

Yorumlar

Derya Özkan dedi ki…
Güzel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık...
Adsız dedi ki…
Sayfanı çok beğendim arkadaşım.Okurken çok keyif aldım. Olayları anlatış tarzın çok içten ve samimi. Kendimi kafadengi bir arkadaşımla sohbet ediyor havasına kaptırdım. Emeğine sağlık, tebrik ediyorum seni.
İLHAMİ ŞAMAN
Onur Ataoğlu dedi ki…
Merhaba İlhami Bey, yorumunuz için teşekkür ederim, mümkün olduğunca basit ve sohbet tarzında yazmaya çalışıyorum. Sizin de o şekilde değerlendirmeniz beni sevindirdi...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kahire Sokaklarında Günlük Yaşam

Prenses Kaguya'nın Masalı

Gerçek Din Bu da Değil