Hollywood Roosevelt Hotel

Oldu da Hollywood’a yolunuz düştü (artist veya turist olarak) ve aksiyonun tam göbeğinde, Holivut’un merkezinde kalmak istiyorsunuz; o zaman size Hollywood Roosevelt Hotel’i önereceğim. Oscar törenleri esnasında gitmediğiniz sürece astronomik bir fatura ödemeden, makul bir fiyata kalabileceğiniz, ruhu ve hikayeleri olan özel bir otelden bahsediyorum.

Hollywood Bulvarı, no: 7000 adresindeki otelimiz, 1927 yılında kapılarını açmış, bugün Hollywood Tarihi Değerler listesine kayıtlı, sinema tarihine geçmiş bir mekan. ABD Başkanlarından Theodore Roosevelt’in isim babalığını yaptığı, yatırımcıları arasında Douglas Fairbanks, Sid Grauman gibi döneminin en ünlü Holivut simalarının bulunduğu otel uzun yıllar boyunca Amerikan Yeşilçam’ının en gözde mekanı olmuş.
Hollywood Caddesinde yürürken otelin tarihi önemine dair levhalara mutlaka rastlıyorsunuz...
Douglas Fairbanks, sessiz sinema zamanlarında “Hollywood’un Kralı” olarak nitelenen, sinemaya ses gelmesiyle popülerliği düşüşe geçen yıldızlardan... Bu konuyu işleyen ve 5 oskar ödülü alan “The Artist” filminde de Fairbanks’a inceden gönderme yapıldığı, senaryoya ilham verdiği söylenir. Ama modası geçmiş sessiz sinema yıldızları konu olduğunda favori filmim halen “Sunset Boulevard”dır.

Konuyu dağıtmayalım, Sunset Bulvarı’ndan bir paralelindeki Hollywood Bulvarına geçelim ve Douglas abimizin vaktiyle kurucusu olduğu Roosevelt Oteli’ne check-in yapalım. Film yapmak için Hollywood’a gelen New York’lu yıldızların kalabilmesi amacıyla yapılan otel, 1927’de inşa edildiği orijinal mimariyi halen koruyor ve geçirdiği başarılı restorasyonlar sayesinde temizliğinden ve iç konforundan ödün vermiyor. Tabii ki Los Angeles’a gittiğinizde kalabileceğiniz çok daha görkemli oteller mevcut; ama bu kadar zengin bir hikayeye sahip otel bulmanız kolay değil!
Otel lobisinin arabesk/romanesk ihtişamı 
Otel, 1929 yılında ilk kez yapılan Akademi (Oskar) Ödülleri törenine ev sahipliği yapması ile tanınıyor. Dönemin Akademi Başkanı Fairbanks, ilk kez yapılan törenleri otelinde bir balo salonunda düzenlemiş. Sadece 270 kişinin katıldığı ve biletleri 5 dolardan satılan tören 15-20 dakika civarında sürmüş (günümüzde bir teşekkür konuşması o kadar sürüyor). Kırmızı halısı, naklen yayını olmayan tören, ilerleyen yıllarda daha büyük mekanlara taşınmış.
1929 Oscar ödül töreninin salonu
Halen Oskar törenlerine evsahipliği yapan Dolby Theater otelimizin çapraz karşısında sayılır. Odaların çoğundan Dolby Theater ve Hollywood Bulvarı’nın diğer meşhur binası Chinese Theater ile meşhur “Hollywood” yazısını görebilirsiniz. Dediğim gibi, otel Hollywood’un en civcivli bölgesinde yer alır ve en prestijli binalarındandır...
Odamdan "holivut" manzarası...
Roosevelt Otel, ev sahipliği yaptığı barları, gece kulüpleri ile uzun bir süre Holivut sosyetesinin gözde mekanlarından olmayı başarmış. Otelin bir diğer çekim merkezi de arka bahçesindeki havuz olmuş. Havuz ve onu çevreleyen suit odaların cazibesi, Hollywood’un en cazibeli artizini cezbetmiş. Marilyn Monroe, henüz öldüresiye meşhur değilken, modellik kariyerinin ilk iki yılında Roosevelt Oteli’nin 229 numaralı Suitini ikametgah edinmiş ve iki yıl süreyle burada yaşamış.
Marilyn ablamın otel havuzundan görünen hayaletli suiti...
Marilyn’in dergilerde yayınlanan ilk meşhur pozu da otelin havuz kenarında çekilmiş. Güzel kızımızın bir tramplen üzerinde oturarak cilvelendiği meşhur pozun ona ne kadar şans getirdiğini yazmama gerek yok. Ne yazık ki o tramplen ilerleyen yıllarda yapılan restorasyonlarda sökülmüş ve otel müşterilerinin tramplen selfie’si çekme yolları kapatılmış!
Ah, o tramplen yok artık!
Otelin havuz barı olan Tropicana, halen Marilyn Monroe’nun ekmeğini yiyor ve barın menü kapağını Marilyn’in meşhur pozu süslüyor.
David Hockney'in meşhur eseri, "A Bigger Splash"
Havuz ve çevresinin restorasyonu esnasında ünlü pop-art sanatçısı David Hockney’e havuzun dibine bir şeyler çiziktirmesi rica edilmiş. Keşke tramplen sökülmeseymiş, çünkü Hockney’in en tanınmış eseri olan “A Bigger Splash” bir tramplenden havuza atlayan kişinin sıçrattığı suyu resmediyor. Hockney de (bence) tramplenin sökülmesini protesto ederek havuz tabanını aşağıdaki çizimle süslemeyi uygun bulmuş:
Bugün havuzun tabanını süsleyen "milyon dolarlık" mural! Görünce muralim bozuldu valllaha... 
Roosevelt Oteli’nin havuzu halen Hollywood’un ortasında bir vaha olarak hizmet görüyor ve otelin tanıtımlarında “milyon dolarlık bir sanat eserinde yüzmek istemez misiniz?” şeklinde parlatılıyor. Ben de işten güçten arta kalan kısacık zamanda kendimi havuzun serin sularına bırakarak Marilyn ile aynı havuzda yüzmüş olmanın keyfini çıkarmak istedim.

Bu arada, aylardan Ocak, ancak Kaliforniya’nın yumuşacık havası sayesinde açık havuzda yüzmek gayet mümkün. Suya atladığımda düşünmeden edemiyorum; belki de Marilyn Monroe zamanında havuza işemiştir ve suda kalan idrar moleküllerinden biri ile çarpışma şerefine nail olmuşumdur...

Havuz etrafında güneşlenen yıldız adayları arasından “My heart belongs to daddy” diye mırıldanarak geçiyor ve havuzu çevreleyen suitlerin olduğu binaya sızarak Marilyn’in iki yıl yaşadığı 229 numaralı odanın kapısına kısa bir ziyarette bulunuyorum.
Bu odada bulunan bir aynanın, Monroe’nun ruhu tarafından ele geçirildiğine inanılıyor. 1985 yılında odayı temizleyen bir kadın görevli, aynada sarışın bir kadının kendisine baktığını görmüş. Arkasına döndüğünde kimse yokmuş, ancak önüne dönünce yine aynada aynı sarışın yansımayı görmüş. Otele çağırılan telekinetik medyum, aynayı incelemiş ve içinde “yoğun miktarda acı barındırdığı” yorumunda bulunmuş. Bu acılı sarışının Marilyn olup olmadığını bilmiyoruz...
Montgomery amcamızın otel müşterilerini taciz ettiği oda...
Benzer bir vaka da 9. katta, 928 numaralı oda civarında yaşanıyormuş. Otel görevlileri, koridorlarda takım elbiseli, şapkalı bir adamın volta atıp durduğunu, sonra da yangın merdiveni kapısından çıkıp gittiğini anlatıp dururmuş. 928'de  kalanlar, eşyalarının karıştırıldığını, yerinin değiştirildiğini iddia edermiş. Zanlının“İnsanlar Yaşadıkça” filminin çekimleri esnasında birkaç ay boyunca 928 numarada kalan Montgomery Clift olduğuna inanılıyor. Geceleri koridorda gürültülü ayak sesleri ve trompet duyan ziyaretçiler, rolünü çalışmak için otelde trompet çalan Montgomery’yi suçluyorlar...
Hayalet öykülerinden 3 filmlik malzeme çıkabilecek lanetli otelimizin lobisindeki bu XXL divana uzanan bir daha işi rast gitmezmiş... Deneyelim, görelim :) 
Hele ki 213 numaralı odanın paranormal olaylar açısından bir cevher olduğu anlatılıyor; odada kalan bir çok ziyaretçi, gecenin yarısında apar topar kaçmak zorunda kalmış. Üzerine yürüyen başsız adamlar gören mi istersiniz, televizyonun kendiliğinden açılıp kapandığını iddia edenler mi, birdenbire dans eden insanların görünüp kaybolduğunu söyleyenler mi... Yahu, Hollywood’un göbeğinde bir otelde kalıyorsunuz, etrafta ha babam korku filmi çekiliyor, o kadar olsun artık!
Odamdan Los Angeles şehir merkezi istikametine manzaram da gayet yahşi! Önümüzdeki bina, Hollywood'un artık bir "Şeyhler Bölgesi" olduğunu teyid ediyor.
Tabii söylemeye gerek yok, otel tarihi boyunca Elizabeth Taylor’dan Clark Gable’a, Bruce Willis’ten Paris Hilton’a, Frank Sinatra’dan Scarlett Johansson’a nice ünlüleri ağırlamış, sayısız film ve dizide rol almış.
Otelin kapısından çıkar çıkmaz "Yıldızlar Caddesi"ne ayak basıyor, ve Los Angeles'i 1973-1993 arasında 20 yıl yöneten efsane Belediye Başkanı Tom Bradley'in yıldızına basıyorsunuz...
Siz de isminizi “otelde kalan ünlüler” listesine kaydettirdikten sonra çıkışınızı yapın ve kendinizi yıldızlarla kaplı Hollywood Bulvarı’nın kaldırımlarına bırakın... Azzz sonra! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kahire Sokaklarında Günlük Yaşam

Prenses Kaguya'nın Masalı

Gerçek Din Bu da Değil